‘bulduklarım’ Kategorisi için Arşiv

h1

Aşk -güzel bi tanım-hoşuma gitti ekledim

Temmuz 3, 2007

Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin…
Sokağa fırlayacaksın…
Sokaklar da dar gelecek…
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldigi gibi…
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin…
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…“Önemli olan saglik.”
“Yaşamak güzel.”
“Boş ver, her şey unutulur.”
Sen hiçbirini duymayacaksin…
Göz yaşlarindan etrafı göremez hale geleceksin…
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmekisteyecek kadar çok seveceksin…
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin…
“Ölüme çare bulundu” ya da “Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başını
kaldırıp Ne dedin?” diye sormayacaksin…
Yalnız kalmak isteyeceksin…
Hem de kalabaliklarin arasında kaybolmak…
Ikisi de yetmeyecek…
Geçmişi düşüneceksin…
Neredeyse dakika dakika…
Ama kötüleri atlayarak…
Onunla geçtigin yerlerden geçmek isteyeceksin…
Gittigin yerlere gitmek…
Bu sana hiç iyi gelmeyecek…
Ama bile bile yapacaksin…
Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese, kaçacaksin…
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin…
Hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksin….
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin…
Herkesi ona benzetip…
Kimseyi onun yerine koyamayacaksin…
Hiçbir şey oyalamayacak seni…
Ilaçlara sığınacaksın…
Birkaç saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan.
Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren…
Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek…
Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin…
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
Sabahi iple çekeceksin…
Bazen de “Hiç günes doğmasa” diyeceksin…
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler…
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin…
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin

Nafile…
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek…
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasini istedigin…
Her siçrayarak uyandiginda onun adini söyledigini fark edeceksin…
Telefonun çalmasini bekleyeceksin…
Aramayacagini bile bile…
Her çaldiginda yüregin ağzına gelecek…
Ağlamakli konuşacaksın arayanlarla…
Yüreğin burkulacak…
Canın yanacak…
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin…
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden…
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın…
Defalarca aradığı günlerin kiymetini bilmedigin için kendinden nefret
edeceksin…
Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin…
Onunla hiçbir aninin olmadigi bir yerlere gidip yerleşmek…
Ama bir umut…
Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu…
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak…
Gel gitler içinde yasayacaksın…
Buna yaşamak denirse…
CAN DÜNDAR 
 

h1

biografi

Temmuz 3, 2007

Paşabahçe’de doğmuşum
Sayı bilmişim sünnet olmuşum
Koynumda pabuçlarım
Uyanık uykular uyumuşum arife geceleri
Kamalı Bekir,Çamur Ahmet bir de Süleyman
Ayak yapıp çift kaleler kurmuşum
Cigaraya başlamış
Tertemiz yataklarda pis rüyalar görmüşüm
Tepelerde uçurtma
Sokakta şarkı
Karakollarda sabah
Ekmek karnesi çay fişi
İhtilaller görmüşüm
Kah kafa vurmuşum taşlara
Kah can evimden vurulmuş
Hanümanlar yıkmışım
Üçüncü Selim,Mustafa çavuş ve Baküs
Erik narı çiçek açmış şarkılar
Yitik baharlarımda gönlümün
Ve kıpkırmızı bir granada akşamı
İspanya’ya şatolar kurmuşum
Oklar üşüştürüp gemiler batırmışım Karadeniz’de
Sancaktepe Hadımköy’de nöbetlere kalkmışım
Daracık daracık sokaklara girmişim
Ya dostlar tutup sofralar vermişim
Ya ev bark kurup anasını satmışım
Avarelik mavarelik etmişim
En sonunda
Oyuncu olmuşum olabildiğimce

 SADRİ ALIŞIK

h1

Yalnızlığa alışmalı insan!

Temmuz 3, 2007

Bavulları hep toplu durmalı insanın…Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı…Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli…İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı… Yalnızlığa alışmalı…* * *

Çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti. Dayanışma…

 günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden

biri artık…Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.

Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten

kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik

ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.

* * *İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa…

Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı

insan… Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı…

 Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım

dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli…

 Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı…

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar aşmalı

evin en görünür duvarlarına…

“Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz”

dizeleriyle başlamalı güne…

Telesekretere “şu anda size cevap verebilecek

kim­se yok” denmeli, “… belki de hiçbir zaman olmaya­cak…”Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı…* * *Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

Haklılığın onuru yaşatır insanı… Susmanın utancı

öldürür.

O yüzden en sessiz gecelerde ”doğruydu, yaptım”la

teselli bulmalı insan…

Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar

diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı… Kendiyle

he­saplaşmaya çalışmalı…

Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye,

kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı…

Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep

kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli…Sessizliği, sese dönüştürebilmeli…* * *Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan…Yollarla barışmalı…Yalnızlığa alışmalı…Can Dündar